Distop’yalayamadığımız Dondurmalar

  • Distopyalar insanı ikaz eder. 
  • Özgür iradenin olmadığı bir gelecek…
  • Lupposuz geçecek günler… 
  • Yok canıııım distopya değildir o, distopya olsa duramazsın!

Ne?! Peki, gelin bakalım şöyle uçsuz bucaksız, fütursuz, duraksız düşünelim.

Zamyatin ‘Biz’ romanında ne diyordu: “Adlarımız değil, numaralarımız olacak.” Piuuuv, Tokat mesela 60’la başlayan sayılar için 60’lık dayılara 60’ar lira mı vereceğiz, adımı tarumar etsin de bir bilgisayar veri tabanı gibi kodlardan oluşayım diye? Ülke kodunu ne yapacağız? Aa ülkeler olacak mı! 1 mesela kim olacak acaba? Peki, ya cinsiyet ayrımı? 1 ile başlayanlar erkek 2 ile başlayanlar kadın? Sınıf farkı olmalı elbette ki canım (!) Irk, renk ayrımı? Beyazlar çift, siyahlar tek ha? Yalnızlaştırılmaya çalışılan yalnızca çikolata tenlermişçesine… Renk demişken suç ve ceza da bir revize ister. Hilary Jordan – ‘Uyandığında’ yol yordam göstermiş.  Suç işleyenlerin vücutlarına enjekte edilen bir virüs nihayetinde ten renklerinin değiştirilip toplum içinde birer utanç simgesi olarak yaşamlarına devam ettirilmeleri… Dünya daha renkli bir yer olmaz mı yahu! Suç derecelerine göre ahenkle dans eden arsız bedenler… Ah, lanet olası federaller siyah adamı nasıl susturacağız, yıllarca bana renkli dediniz buyurun buradan yakalım (kimi suçları işlerken yüzü dahi kızarmayan insanlar için fena fikir değil esasında da, neyse)! Ee, zengin-fakir? Dur bakalım onun da çaresini buluruz bulmaya da şu özel yaşam ünitelerimize bir değinelim “saydam cam vitrinler”. Piuuuv sevimli bir ayıcık, bir Barbie ya da Shelby GT500 edasıyla değil lakin, devlet diyecek ki indir perdeleri seviş; tamam, kaldır perdeleri; tamam, indir perdeleri sıkıldım nemrut suratından diyene kadar non-mahrem! Yetti miiii; hayır, devam! Hipnopedya nedir, duyduk mu? Kısaca uykuda eğitim bir nevi Matrix. Simülasyon bünyesinde dakikalar içerisinde yeti-lendiriliyoruz. Vaov e bu şahane, senin sorunun ne dostum! Hemen öyle mutlu olma Polly, üzerler. Araç iyi güzel hoş da amaç önemli amaç, ülkü, hedef… Kötü kötü amcalar ellerini birbirine sürterek sinsice yanımıza yaklaşıyorlar bildin mi; şeker veriyorlar, ne güzel şeker ne güzel amca… Hah şekerlemede ‘şeker’leneceğiz, nedennn; çünkü “herkes herkes içindir”! Kamuyu oluşturan değil servis edilen olmak? Bonservisimiz iyi olsa bari! Amaaaan olmasa da olur zira hipnopedya ile ‘tatlım sen zaten mutlusun, mutlusun o kadar ki o kadar, sokağın tavanı kadar…” diyecekler dondurmayı yalatacaklar…

Velhasılıkelam insanlar sağlıklı, teknolojik olarak über aşamadayız, savaşlar ve yoksulluk yok edilmiş tüm ırklar eşit, herkes ‘mutlak’ olarak mutlu? Sahiden?

Yılan – Yalan – Gerçek 

Yılanın dili çatallıdır; 
Biriyle doğru söyler özeliyle yalanı,
Gerçeği öğrenmek istersen;
Sakın ona sorma, 
Dişleriyle zehirler, sokar sonra oranı buranı. 

Babam tarafından hediye edilen kitaptan ömrü hayatımda ezberlemiş olduğum ilk şiiri okudunuz , teşekkürler. 

Güzel günler yakında lakin naz yapıyorlar, biz onlara gidelim. Bazen mesafeleri yok saymak için ayaklarınızı uzatıp derin bir nefes almak mümkünse bir kahve kokusunda hiç neden yokken gülümsemek gerek. Yapalım! Hepimize sağlıklı ve şahane pazarlar…