Kırkikindi Yağmurları (7)

15.YAĞMUR (Özlem)

Bazen senden nefret ediyorum, bazen kalbim ağrıyacak kadar seni özlüyorum. Bütün gelgitlerim bu yüzden sanırım. Sen ne haldesin kim bilir? Bugün havada özlem kokusu var buram buram. Yağmurlarım devam ediyor ama sen beni hala duymuyorsun. Bülbülün güle aşkıydı bizimkisi. Kavuşamasak da bir ömür sürmeliydi. Zalim, benden ne ara vazgeçtin? Seni asla unutmam demiştin. Eğer beni unuttuysan buna katlanamam. Sen beni duymasan da görmesen de sendeki izlerimi silme. Üzülürüm, belki ağlarım; geçer bütün kırgınlıklarım.

16.YAĞMUR (Gökkuşağı)

Ankara ağlıyor; kimin hüznü ağır basmış ise, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Ben yağmurlu, Ankara yağmurlu… Yağmurun hiçbir suçu yok Ali. Eskiden gökkuşağı gibi parlardım ben her yerde; senden ayrıldığım günden beri griyim nedense. Ufkun üzerinde parlayan güneş, gökkuşağımı geri ver. Alımı, yeşilimi, menekşe morumu… Soldurduğun bütün renklerimi geri istiyorum. Benim yağmurlarım devam ederken sen güneşinle, gökkuşağının bütün renkleriyle gel yeter.

17.YAĞMUR (Yaprak)

Ali, ekim ayının ortalarındayız. Dün hava o kadar güzeldi ki, biraz bahçede vakit geçirip kendimi dinledim. Salıncağa binip sonbaharı seyrettim. Ayaklarımla gazelleri havalandırdım çocuk misali… Dalından düşen bir yaprağı yakalamaya çalıştım. Seninle birlikte yürüdüm; dünyada bir ben bir sen kalmış gibi… Gökyüzü masmavi, ışıl ışıl, durgun bir deniz misali… Güneş tüm cüretkârlığı ile ortada arsız arsız parlıyor, geceye nispet yapar gibi. Bir kör kuyuya seslendim; salıncakta sallanırken sonbaharı anlattım sana. Ağaç tepelerindeki yapraklar çoktan veda etmiş sahibine. Dalında güç bela duran sarı yapraklar ise rüzgarın oyuncağı olmak için sabırsızlanıyor sanki. Sonbahara inat duran yeşil yapraklara ne demeli? Kafa tutmuş sanki gitmemek için, mevsime inat yemyeşil… Rüzgâra, soğuğa, sana inat tutunsaydım kollarına, sonbaharda dalına tutunmaya çalışan yeşil bir yaprak gibi…