Oda ve Emma Donoghue

Rast gele seçtiğiniz bir filmi izlerken, size çok tanıdık gelip birden okuduğunuz bir kitaptan uyarlandığını fark ettiğiniz oldu mu? Bu fark edişten sonra peki, “ya film kitaptan alakasızsa ya da anlatımı çok kötüyse” diye içinize bir korku yayıldı mı? Kitap okurken çoğu zaman hayal gücüm kahramanlara birer yüz verir ve gözlerimle okurken beynimde bir film gibi izlerim. Sonrasında kitap uyarlaması filmleri izlerken, isterim ki tam benim canlandırdığım gibi olmasa da en azından yakın olsun ve okurken aldığım tadın benzerini izlerken de alayım. Oda; önce kitabını okuyup, çok beğenip sonra filmini de başlangıçta uyarlama olduğunu fark etmeden izlediğim Emma Donoghue’nun 2010 yılında basılan ve orijinal adı ‘Room’ olan kitabı. Emma Donoghue 1969 doğumlu, İrlandalı bir yazar. Ne şanslı ki 24 yaşından beri hayatını sadece yazarak devam ettiriyor. Oda haricinde pek çok romanı olan yazar, birçok ödüle de sahip. Filmin senaryosunu da kendisi yazmış ve Golden Globe, Akademi ve BAFTA’da  en iyi senaryo dalında aday gösterilmiş.

Oda, beş yaşındaki, doğumundan o yaşına kadar küçük bir odada annesi ile beraber hayatını sürdürmüş Jack’in ağzından bize anne-oğulun hayatlarını aktarıyor. Anne ve Jack o küçük odaya pek çok hayal, pek çok oyun, pek çok hikaye sığdırıyor. Annenin hayattan kopmayıp, o koşullarda Jack’e sunabileceği en iyi bakımı ve ilgiyi sağlaması insanın gözlerini yaşartıyor. Ki burada annenin yaşadıklarını, ruhsal durumunu, yaşını da hesaba katarsak, sadece beslenmesi gibi fiziksel ihtiyaçlarını değil, eğitimini, ruh sağlığını da sağlam tutmak adına çabaları çok değerli. Ebeveynler olarak çocuğun karının tok, sırtının pek olması çoğu zaman bizlere yetiyor. Oysa ruhunda o çağlarda açılan yaralar bazen ömrü boyu geçmiyor.  Yeni nesil ebeveynler olarak kaliteli zaman geçirmek kavramı şükür ki pek çoklarımızın farkında olduğu bir kavram oldu. Bildik ki, sabahtan akşama kadar fiziksel olarak çocuğun yanında olduğu halde onunla birebir vakit geçirmemek, konuşmamak, oyunlar oynamamak, her gün birkaç saati gerçekten baş başa geçirmekten daha kıymetli değil. Bu gerçek; günümüz dünyasında ebeveynlerin her ikisinin de çocukla tam zamanlı evde olamayışını onunla her gün kaliteli zaman geçirerek telafi edebileceğini bizlere öğreterek içimizdeki olası eksiklik duygusunu kapattı. Sonuçta birey olarak varlığını sürdürmek ve her anlamda kendine ve çocuğuna yetebilmek ona da ileriki hayatında oldukça iyi bir örnek olacaktır. Yoğunluklar, yorgunluklar araya girse de çocuklarımızla kaliteli zaman geçirmek hem onlara hem de bize çok iyi gelecek. Eğer yapamıyorsak, Emma gibi 15 metrekarelik bir alanda zorunlu olarak baş başa kalmaya ihtiyacımız var demektir.

Bu kitap sadece odanın içiyle sınırlı değil ama okuma hevesinizi ve kitaba (umuyorum ki) duymuş olduğunuz ilgiyi kaybetmemeniz adına daha fazla bilgi vermiyorum. Yaz yavaş yavaş biterken “Oda” sürükleyiciliği, ilginç konusu ve yalın anlatım dili ile size iyi bir arkadaş olacak. 

Kitap aşkına!