Sevemiyorum

Bazen çok çirkin hissediyorum kendimi.
Öncekilerin üzerime basıp geçtiği, kimsenin sevemediği biri gibi hissediyorum. Bu yaşa kadar hep beden olumlama çalıştım durdum. Ama her defasında, daha da nefret dolu buluyorum kendimi. Hani derler ya hep, sen önce kendini sev çünkü kendisini sevmeyeni kimse sevmez, diye. İşte sırf birileri sevsin diye bile sevemiyorum kendimi. ‘‘Hayır hayır, sakın öyle söyleme. Sen her halinle mükemmelsin.’’ Sırf bu avutmalara ve avunmalara inat, bazen de çirkin hissetmeli insan kendini.
Geçmiyorum ayna karşısına, çünkü zihnimden nefret ediyorum öyle zamanlarda. Her daim önceliğim fiziksel görünüşümden nefret etmek olmamalı değil mi? Düşüncelerim çirkin geliyor bazen. Bazen de başkaları gibi olamayışım. Onca yol katettiğimi sandım bu zamana dek. Her defasında daha da fazla sarılmayı öğrendim benliğime. Meğerki insan en çok böyle zamanlarda nefret edermiş kendisinden. ‘‘İyileşme süreci’’ denen illetten dolayı… Birçok insana açtım bu konuda kalbimi; ebeveyn, uzman, arkadaş nitelikli. İlgi ihtiyacından olsa gerek bazı zamanlar cevabını bildiğim sorular sordum onlara. Mesela… Güzel miydim? Hiçbiri yüzüme karşı bunu yalanlayamayacağından ötürü emindim cevaplarından. Avutucu gelirdi. Fakat güzel olmak, güzellik neyden ibaretti?
Sonradan öğrendim ki tanımı değişirmiş herkes için. Madem böyle keskin bir eleştirisi bulunamıyordu, o halde neden üzerimde bu kadar baskı vardı? Dedim ya, bazen çok çirkin hissediyorum kendimi. Terk edilip gidilecek kadar, hakaretler edilebilecek kadar, sevimsiz görünebilecek kadar çirkin hissediyorum.
Onun gibi olsam dediğim çoğu insana benzeme çabam vardır bir de. Üzücü ama itiraf ediyoruz şunun şurasında. Bazı zamanlar kendimi tanıyamadığım oluyor. İşin garibi, kim olduğumu bilemiyorum evet ama kim olmadığımı gayet iyi biliyorum. Bunca zaman takındığım tavırdan çok uzaktayım, bir onu biliyorum. Peki öyleyse kendin olmak neydi? Hiçbir zaman cevap veremeyeceğiz belki ama herkes bunun peşinde sanırsam. Ne zaman birisine kendimi açsam, kendin olursan herkes seni sever yani dolayısıyla sen de seversin, diyor. Madem herkes bu yolu deniyor ve madem herkes ‘‘Kendi olma’’ yolunda. O halde neden herkes birbirine benziyor ? Aynı kıyafetleri giyiyor, aynı hobilerden hoşlanıyor, aynı tür film izliyor, aynı pozları veriyor… Madem böyle davranılıyor, özünde hepimiz aynı olmalıyız değil mi? Size çok sarsıcı bir bilgi vereyim mi: Hiçbir insan birbirinin aynısı değildir. Yani gördüğünüz insanların hiçbirisi gerçek değildir. Çünkü herkes gerçekte birbirinden o kadar farklıdır ki birbirimizi kabullenmekte dahi zorlanırdık eğer bunca farklılığımızı önceden sezmiş olsaydık.
Sakın tüm bunları size anlatıyorum diye sizden bana acımanızı beklediğimi sanmayın. Eğer bu hataya düşüyorsanız bilin ki aslında siz kendi kendinize acıyorsunuz. Çünkü biliyorum, içten içe herkes bazen çok çirkin hissediyor kendini; yazdıklarıyla, çizdikleriyle, düşündükleriyle, yaptıklarıyla ve hatta giydikleriyle…
Çok daldan dala atlamış gibi olmayayım ama bu yazıyı yazmak için beni harekete geçiren şeyi görseydiniz kahkahalarınıza kurban giderdim eminim. Çünkü en ufak bir tetiklemeyle harekete geçiyor insanoğlu. Aslında o anlık bir duyguyu biz zihnimizde öylesine büyütüyoruz ki zihnimiz için ebedi bir acıya dönüştürüyoruz ve çoğumuz da bunu yaptığımızın farkındayız.
Size kendinizi beğenmeniz ve sevebilmeniz için öğütler verebilmeyi çok isterdim ama biliyorum ki hepiniz 7/24 beden olumlama ve kişisel gelişim öğütleri bombardımanına uğruyorsunuz zaten.
O halde size sadece içiniz rahat etsin diye şunları söyleyip kendi melankolimde boğulmak üzere elveda diyorum: Merak etmeyin, herkes çok çirkin hisseder bazen kendini ve bundan daha normal hiçbir düşünce yoktur. Lütfen hislerinizi, düşüncelerinizi dışlamayın. Çünkü her zaman güzel hissedemezsiniz. Tıpkı Van Gogh’un kendi eliyle çizdiği eserlerine layık göremediği gibi kendisini…