Şeyma Köknel

Mekanın Ruhu

Çocukluğumdan beri elime geçen en ufak kağıt parçasına bile ev çizerdim. Sebebini bilmiyorum evcimen bir yapım olduğu için mi? Yoksa sevdiklerimle beraber en güzel anılarımı biriktirmeme şahit olduğu için mi? Bilmiyorum…

Kafamı dağıtmak istediğim zaman hep bir şeyler karalardım; ama bu yazarak değil, çizerek olurdu. Bazen bacası tüten bahçeli bir ev bazen de pencere önünde sardunyaların sıralandığı panjurlu evler…

Devasa binalar hiç ilgimi çekmezdi aksine ürkütücü gelirdi. Onun yerine bahçeli küçük evler dar sokaklara hapsolmuş derme çatma, boyası dökülmüş ahşap evler ilgimi çekerdi. Bu evleri gördüğümde kalbim heyecanla çarpar hayallere dalardım. Kim bilir hangi güzel anılara şahitlik etmişti bu güzelim evler…

Ben mekanların ruhu olduğuna inanıyorum. İnsan yaşadığı mekana anılarını hapseder beton yığını gibi görünen duvarlar, pencereler, yerdeki döşemeler her biri sahibinden izler taşır. Tarihi mekanları gezerken içimi kaplayan huzurun sebebi kesinlikle bu olmalı…

Balat’taki merdivenli yokuşun iki tarafına sıralanmış rengarenk evler, Osmanlı mimarisinden izler taşıyan Kadıköy’deki Ayrılık Çeşme Sokağı tamda bu tarifime uyan cinsten. Kesinlikle görmenizi tavsiye ederim, evlerin o sıcaklığı ruhunuza işleyecek.

Önceden kağıtlara karaladığım çizimlerin sebebini yıllar sonra fark ettim… İnsanın yaşadığı bilinçaltında saklanıp yıllar sonra ortaya çıkarmış, çok doğru; şu an İnşaat Mühendisliği okuyorum hiç tanımadığım insanların barınabilmesi, anı biriktirebilmesi için mekanlar yapıyorum. En önemlisi huzurlu bir şekilde yaşabilmesi için emek veriyorum.

Bu sefer işim gereği evleri çiziyorum tek farkı önceden çizdiklerim kağıt üzerinde kalırken, şimdi çizdiklerim gerçek oluyor. Ben de gurur ve mutlulukla o evlerde yaşanacak anıların hayallerine dalıyorum tekrar…