Tatil Anlayışımız

Tatil nedir? Neden tatile çıkılır? Kendimizi iyi hissetmek için mi? Yoksa eğlenmek, dinlenmek için mi? Tatile yılın geriye kalan zamanında bizi motive etmesi için mi çıkarız? Faydacı açıdan bakıldığında, satın aldığımız ya da o an tükettiğimiz şeyler sonrasında bize bir fayda getirecek mi? Yoksa, mühim olan deneyimlerle geçen tatil yaşayabilmek midir? Zira insanı olgunlaştıran ve geliştiren en önemli olgu deneyimdir.

Birkaç yıl evvel gittiğimiz Avrupa turunda birlikte hareket ettiğimiz arkadaşlar ve büyüklerimiz gittiğimiz yerlerde Türk lokantası aramaktan o bölgenin güzelliğini ıskalamışlardı. Orada Türk’e dair bir iz bulmaya çalıştılar. İyi de, orası Türkiye değildi ki; bizim güzel ülkemizde tattığımız yiyeceklerden farklı tatlar vardı, farklı kültürler vardı. Göçebe kökenlerimiz, yeni bir yere varınca hemen oraya yayılma içgüdüsünü tetikliyor olabilir; fakat yeni şeyler keşfetmeyi ve onlardan keyif almayı da bilmeliyiz. O içeceklerin, kültürlerin, davranış şekillerinin farklılığını deneyimlemeye çalışsalardı daha verimli bir gezi geçirmiş olmazlar mıydı? Buradan şu sonuca varıyoruz: Kâşif olmak gerek! Farklı kültürleri, tatları ve tüm diğer farklılıkları deneyimlemeli ve içsel anlamda çoğalabilmeliyiz.

Bariz bir insan tipimiz daha var ki, her yaz bir otele tıkılı kalarak on binlerce lira veren bir tatil anlayışı içindeler. Yıl boyu çok yorulanların böyle bir tercihi varsa, saygı duymak gerekir elbette. Fakat yıl boyu yorulacak bir eylemde bulunmadığı halde böyle bir tatil anlayışımız varsa, hele bir de gençsek, bu durum saygıdan ziyade, zihinde bir soru işareti oluşturuyor. Atalarımız ne demiş, “Nerede hareket orada bereket!” Keşfetmenin tadı bambaşkadır ve “her şeyi biliyorum” havası en tahammül edilmezidir. Çünkü her an keşif halindeyiz ve keşif bitmez. Öyleyse, neden bu keşif halini daha kaliteli ve bol bol deneyim içeren bir keşif haline getirmiyoruz? Gittiğimiz yerleri önceden araştırıp sonra gezdiğimizde hem alacağımız keyif hem de bilgi ve deneyim düzeyimiz artacaktır.

İki Araştırma

Psikologlara göre insan beyni, çok fazla seçenek olduğunda devreyi kapatıyor. Buna “seçim paradoksu” deniyor. Çok kararsızlık yaşamaktansa, seçenekleri aza indirmekte fayda var. Dolayısıyla karar vermeden önce tüm seçenekleri yalnızca ikiye indirip en iyi tatili seçme şansını %50’ye yükseltmekte fayda var.

Gün geçmiyor ki ilginç bir araştırma yapılmasın… Bir araştırmaya göre, tatilimizi ne kadar erken planlarsak, o kadar uzun süre mutlu oluyormuşuz. Bunun yanında tatil moduna birden geçmemekte de yarar var. Tatile yavaştan hazırlanırsak, bavulu, aracımızı birkaç gün önceden hazırlarsak, tatil başladığı an psikolojimiz her şeyin tadını çıkarmaya tam hazır oluyor.

Kişisel ve Bilimsel Anlamda Tatil

Acaba tatil “deniz, kum, güneş” midir, “yeşil, doğa, oksijen” midir, “kitap, defter, kalem” midir, “memleket, özlem, ziyaret” midir? Bu sorgulama bilimsel değil, göreceli olacaktır. Kendimize göre en iyi tatilin ne olduğunu ancak kendimiz bilebiliriz. Fakat birlikte hareket edildiğinde ailemize veya arkadaşlarımıza göre plan yapmak zorunda kalabiliriz. İçimizden geçen tatil başka olsa da, zorunda kaldığımız tatilin bile hakkını vermeliyiz. Kanımca tatil, yalnızca deniz, kum ve güneşten ibaret değildir. Çok gezen mi çok okuyan mı bilir, sorusuna vereceğimiz cevap şudur: Her ikisi de! Gezmek ve okumak birlikte olmalıdır.

Beynin ve hafızanın tatille ilişkisi vardır. Beynin hatırlama mekanizmasına dair bilinen en yaygın şey, “başlar ve sonlar kuralı”dır. Örneğin uzun bir isim listesini okursak, en baştakileri ve en sondakileri hatırlarız. Bir de en sıra dışı olanları… Bu anlamda, tatilde bize en cazip gelen aktiviteleri son günlere ayırırsak hafızamızda daha kalıcı olurlar. Ayrıca bilim diyor ki, bir tatili ne kadar çok anlatırsak, o kadar unutulmaz oluyor. İnsanları tatil hikâyelerimizle baymaktan çekinmeyelim! İyi tatiller!

***

Not: Tatile dair bir not almışız zamanında, içimizde kalmasın anlatalım. 2016 yazıydı, ülkemizde hainler kalkışma yapmıştı. Güya mizah tivitleri atanlar vardı. Vay efendim “tam tatile çıkacaktık bu olay nereden çıktı,” yok efendim “tek istediğim kitap okumak, müzik dinlemekti, şu hale bak nelerle uğraşıyoruz,” hatta ve hatta “dünyayı dolaşacaktım, gençliğim heba oldu” türünden yorumlar atanlar vardı! Her şey “sen”le ilgili değil mi? Yani “ben” ile ilgili. Her şey kötü çünkü “ben” şunu yapamıyorum… Amerika güçlerini üstümüze salmış, seni kim takıyor, bu ne bencillik! Gezi ile zirve yapmış bir alışkanlıktır bu. O zaman anlamlı olan bu davranış, 2016’da eğreti duruyordu. Şimdi de aynı davranışı pandemi sürecinde ufak ufak görüyoruz. Bireyci kültürün ülkemizdeki yansımalarıdır bunlar. Bu notları aldığımız 2016 yazından bugüne çok şey değişti. Aydınlık yarınlarda buluşacağımız günler daha da yaklaştı, daha bilinçliyiz. Tatillerimizi de bu bilinçle yaşayacağımıza şüphe yok. 
Umudumuz o ki, küresel salgın bir an önce sona erer ve tatillerimizi yeni deneyimlerle yaşamaya devam edebiliriz.